
Yazar: Buket Pelin UZUN
(Spor Eğitmeni – Sport Science TR Kurucu)
“Kibir, bele bağlanan taş gibidir; onunla ne yüzülür ne de uçulur.”
— Hacı Bektaş-ı Veli’ye atfedilen söz
Türk Dil Kurumu, kibri “kendini herkesten üstün görme, böbürlenme, büyüklenme” olarak tanımlar. Oysa insanın sahip olduğu konum, üstlendiği görev ya da elde ettiği başarı, başkalarından üstün olduğu anlamına gelmez. Dünyaya geldik, sorumluluklar üstlendik. Peki, bize verilen görevlerle neden böbürleniyoruz? Gideceğimiz yer aynı değil mi?
Spor alanında gözlemlediğim ve ilerlemenin önünde engel olarak gördüğüm tutumlardan biri de kibirdir. Bilginin, emeğin ve iş birliğinin önüne geçtiğinde yalnızca kişiler arasındaki ilişkileri zedelemez; sporcuların gelişimini de etkiler.
Maçlar biter, kişiler ve yöneticiler değişir. Ancak kaybedilen zaman, sporcuların zamanıdır. Sahanın içinde ya da dışında sergilenen küçümseyici ve üstünlük taslayan davranışlar, onlara da yansır. Çünkü sporcular yalnızca söylediklerimizi dinlemez, nasıl davrandığımızı da gözlemler. Bize inananlara kibri örnek gösterdiğimizde, aynı tutumun onların davranışlarında da ortaya çıkmasına zemin hazırlarız.
Bu, meselenin yalnızca küçük bir örneğidir. Asıl soru şudur: Biz neden kibri ve böbürlenmeyi bırakamıyoruz?
Bilginin, düşüncenin ve planlamanın yeterince önemsenmediği sistemlerde, bir kişinin her sözü ve davranışı doğru kabul edilebilir. Makam, bilginin yerini aldığında sorgulama azalır. Eleştiriler gelişmek için bir fırsat olarak görülmek yerine kişisel bir tehdit olarak algılanır. Böyle bir ortamda hataları fark etmek de düzeltmek de zorlaşır.
Oysa sporun gelişmesi, her şeyi bildiğini düşünen insanların çoğalmasına değil; dinleyen, öğrenen ve gerektiğinde yanıldığını kabul edebilen insanların sorumluluk almasına bağlıdır. Bir görevi üstlenmek, başkalarını küçümseme hakkı vermez. Aksine, daha fazla sorumluluk gerektirir.
Ne zaman ilerleyeceğiz?
Kibri bıraktığımızda, eleştiriye kulak verdiğimizde ve bulunduğumuz konumdan önce yaptığımız işin değerini düşündüğümüzde.
Çünkü sporcuların geleceği, bizim böbürlenmemizden çok daha değerlidir.
Bir yanıt yazın